16 Ocak 2010 Cumartesi

Elde Kaldır Bir.


Avrupa gideli çok oldu, Ziraat Türkiye Kupası da artık elden gitti. Zaten bu futbolla nereye kadar gidecekti. Günden güne eriyoruz. Performans olarak erisek sadece yine iyi her yönden kötü duruma gidiyoruz. İşin en kötüsü de Haziran'a kadar bu eriyiklerle beraberiz. Elde kaldı bir dedik, bakalım o da ne kadar elimizde kalacak.

Bir isyanımı da dile getirmek istiyorum, geçen sene Fenerbahçe ile Galatasaray kötüydü ondan çifte kupa geldi diyen ne kadar taraftar varsa kapatın çenenizi artık, yetti be.

14 Ocak 2010 Perşembe

321 Milyon Dolar.


Karamehmet ellibin ellibin arttırarak aldı yine ihaleyi. %126'lık bir artış olmuş. Zaten Genel Müdürün görüşü de onların da bu yüksek bedelden memnun olmadıkları yönünde. Türk futbolunun kalitesinin yükselmesi lazım diyor ki haklı, kdv ve federasyon payı da bu meblağa binince 400 küsür milyon dolara çıkıyor. Sözde Süper Ligimiz bu kadar eder mi? Bence kesinlikle etmez. Premier Lig bunun 2-3 katına ihale edildi ama 200 ülke canlı veriyor. Neyse Karamehmet boşa para harcamaz o yine her türlü hesabını yapmıştır, kendini kara getirecektir. Bu durum en çok kulüblere yaradı
. Artık gelsin yeni Tabata'lar, Gordon'lar...

13 Ocak 2010 Çarşamba

Siyah - Gri(!)

İnsan tuttuğu takımın küme düşmesini ister mi? Dün ilk kez istedim. Rehabilitasyon mu desem, yeniden doğuş mu desem bilmiyorum ama bu takımın arınması lazım artık. Siyah - Beyaz değil artık renklerimiz, Beyaz'ımızı gri yapıyorlar yavaş yavaş. Dün bütün stad mesaj verdi Demirören'e, git artık git! Kim gelecekse gelsin ama sen olma, Akaretler'den çıkma, Dolmabahçe'den geçme bir daha. Git tüp sat sen. Dedim ya arınmamız lazım. 3-4 sene şampiyonluğa oynamayalım. İçimize, kabuğumuza çekilelim. Daha ileri sıçramak için bir adım geriden atlamak lazım derler biz de öyle yapalım. Hatta bir hikaye vardır ne kadar doğru bilemem. Kartal ömrünün sonuna gelince bir yol ayrımına gelirmiş ya ölümü kabullenecek ya da ölüme başkaldırıp yeni hayata başlayacak. Ama bunu yaparken acı çekmeyi de kabullenecek. Körleşen tırnaklarını gagasıyla sökecek, avını parçalayamayan gagasını taşa vurup koparacak. Bu acıların sonunda ölüm değil hayat başlayacak tekrardan onun için. İşte budur yeni şampiyonlukların formulü. Metin, Ali, Feyyaz, Rıza bu takıma nasıl girdiyse, Necip, Onur, Rıdvan, İsmail, Cumali girsin bu takıma 12. olalım, Avrupa Kupalarına gitmeyelim 2 sene, hiç önemli değil. Ben şahsen hazırım bunları yaşamaya. Bu yapıldığı zaman eminim daha güçlü döneceğiz, Simsiyah ve Bembeyaz olarak yeni hayat başlayacak.

Var mı bunları yapacak kişi ufukta, göremiyorum malesef. Taraftar baskısıyla Necip Uysal'ı oyuna sokan, Tabata gibi bir adama 8 Milyon Euro veren adamlarla bu iş hiç olmaz. Artık görsünler Beşiktaşımın renklerini bozduklarını.

Başta söylediğim gibi griyi üzerimizden atıp Bembeyaz olmak için 2-3 sene Simsiyah olalım, ben hepsine razıyım yeter ki gözüpek, çok iş az laf düsturunu benimsemiş, arkasında rahatça durabileceğimiz, devrimci insanlar yönetsin Beşiktaşımı.

9 Ocak 2010 Cumartesi

Mustafa Denizli ve Necip Uysal


Mustafa Hocam boşuna bakmıyorsundur umarım. Necip Uysal bu takımda oynar, Fabregas Arsenal'de nasıl kaptansa bu çocuk da bizim kaptanımız olur ama sen oynatırsan. Oynat Mustafa Hoca oynat!

8 Ocak 2010 Cuma

Sahtekarlığın Ödülü

Fenerbahçe'den nefret edip Galatasaray'a az da olsa sempati besleyen Beşiktaş taraftarlarına selam olsun ilk önce. Birçok Beşiktaşlı vardır Fenerbahçe olacağına Galatasaray şampiyon olsun diyen. Deme kardeşim deme! Şu son olay bile Galatasaray negatifliğinin kaynağını ortaya koyuyor. Galatasaray Spor Kulubü alenen, bile bile SAHTEKARLIK yapmıştır, Türk Spor Tarihinin en büyük sahtekarlıklarından biri nerdeyse ödüllendirilecekti. Küme düşmesi gereken bir takıma ödül verildi bu ülkede. Sen böyle bir kirlilik yarat sonra zamanı gelince yarıştığın dallarda adalet iste, hakkın yendiğini düşününce hesap sor. Nasıl bir düzendir bu hala anlamıyorum. Herkes eşit adalet karşısında ama bazıları fazla eşit sanki...

Galatasaray adını Şaibesaray olarak değiştirsin... Tarihine daha çok yakışacaktır...

3 Ocak 2010 Pazar

İlk 10 Yıl.

1. Süleyman Seba'nın gidişi ile çok keskin bir rota değişimi.
2. 100. yıldaki unutulmaz şampiyonluk.
3. 101. yıldaki Cem Papila travması.
4. Liverpool maçları.
5. Paf takımla sahaya çıkacağız açıklaması.
6. Çarşı'nın fesh edilmesi ve geri dönüşü.
7. 2009'daki çifte şampiyonluk. (Benim askerliğe denk getirdiniz ama canınız sağolsun)
8. Mafya Babalarının da karıştığı kirli ilişkiler.
9. Fulya Süleyman Seba Kompleksi.( Kar mı ettik zarar mı hala anlamadım)
10. Yeter Demirören'in başkan olması.

Not: Sadece bir numara öneminden dolayı ilk sırayı elde etmiştir, diğerlerinde böyle bir sıra yoktur.

23 Aralık 2009 Çarşamba

F1 Tekrar İzlenebilir Artık.


Michael Schumacher geri döndü. Artık F1'i tekrar izlemeye başlayabiliriz. İlk kez 95'te izlemeye başlamıştım. O emekli olana kadar soluksuz izledim ama o gitti benim de içimdeki heyecan gitti. Şimdi Mart'ta O'nun sayesinde tekrar başlıyoruz. Her ne kadar artık kırmızılar içinde değil grilere boyanmış olsa da O'nun karakteri yeter televizyon karşısına oturmak için. Kazanmak için kardeşini duvara sıkıştırıp üstüne buraya Pazar gezmesine gelmiyoruz diyecek kadar gözüpek, Ayrton Senna'nın galibiyet rekorunu kırıp bunun hatırlatılmasıyla canlı yayında ağlayarak o benden daha iyiydi diyecek kadar kişilikli bu adamı tekrar izlemek çok güzel olacak. Belki bize bir daha Belçika 95, İspanya 96, Macaristan 98, Fransa 2004 performanslarını yaşatmayabilir ama onun varlığı yetecektir.

Ah keşke Hakkinen ile onu tekrar izleyebilseydik de şu yeni yetme şoförlere yarış nasıl olur gösterselerdi.

22 Aralık 2009 Salı

Ölmeden Önce İnönü'ye Gidin.


Ben demiyorum İngiliz Independent yazarı Ian Herbert diyor bunu. "İnönü'de maç izlemek, her futbolseverin mutlaka ölmeden yapması gereken bir futbol zorunluluğudur". Artık biz bir şey demesek de olur. Türk malı o olmaz, türk dizisi ne beklersin gibi yorumların adamları bize tamah etmezken, belki bu arkadaşa eyvallah derler.

20 Aralık 2009 Pazar

Adam Olmak & If

Çevrende herkes şaşırsa,
Bunu da senden bilse,
Sen aklı başında kalabilirsen eğer,
Herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır,
Hem kendine güvenirsen eğer,
Bekleyebilirsen usanmadan,
Yalanla karşılık vermezsen yalana,
Kendini evliya sanmadan
Kin tutmayabilirsen kin tutana,
Düşlere kapılmadan düş kurabilir,
Yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
Ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir,
İkisine de vermeyebilirsen değer,
Söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,
Kandırabilir diye safları, dert edinmezsen,
Ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
Koyulabilirsen işe yeniden,
Döküp ortaya varını yoğunu,
Bir yazı turada yitirsen bile
Yitirdiklerini dolamaksızın dile
Baştan tutabilirsen yolunu
Yüreğine, sinirine dayan diyecek
Direncinden başka bir şeyin kalmasa da,
Herkesin bırakıp gittiği noktada,
Sen dayanabilirsen tek
Herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen,
Unutmayabilirsen halkı, krallarla gezerken
Dost da düşman da incitmezse seni
Ne küçümser ne büyültürsen çevreni
Her saatin her dakikasına
Emeğini katarsan hakçasına
Her şeyi ile dünya önüne serilir
Üstelik oğlum, adam oldun demektir...

&

If you can keep your head when all about you
Are losing theirs and blaming it on you;
If you can trust yourself when all men doubt you,
But make allowance for their doubting too;
If you can wait and not be tired by waiting,
Or, being lied about, don't deal in lies,
Or, being hated, don't give way to hating,
And yet don't look too good, nor talk too wise;

If you can dream - and not make dreams your master;
If you can think - and not make thoughts your aim;
If you can meet with triumph and disaster
And treat those two imposters just the same;
If you can bear to hear the truth you've spoken
Twisted by knaves to make a trap for fools,
Or watch the things you gave your life to broken,
And stoop and build 'em up with wornout tools;

If you can make one heap of all your winnings
And risk it on one turn of pitch-and-toss,
And lose, and start again at your beginnings
And never breath a word about your loss;
If you can force your heart and nerve and sinew
To serve your turn long after they are gone,
And so hold on when there is nothing in you
Except the Will which says to them: "Hold on";

If you can talk with crowds and keep your virtue,
Or walk with kings - nor lose the common touch;
If neither foes nor loving friends can hurt you;
If all men count with you, but none too much;
If you can fill the unforgiving minute
With sixty seconds' worth of distance run -
Yours is the Earth and everything that's in it,
And - which is more - you'll be a Man my son!

19 Puan...

17 Maç
9 Galibiyet
5 Beraberlik
3 Mağlubiyet
20 Atılan Gol
10 Yenilen Gol

32 Puan.
19 KAYBEDİLEN PUAN

Bursaspor'a yenilmek, Diyarbakır ve Manisa ile berabere kalmak futbolun içinde olan şeyler. Ama 19 puanlık kayıp böyle açıklanamayacak bir şey değil. Diyebilirsiniz liderle 4 puan fark var ne olacak, işte bu durumda da ligte takım yoktu öyle şampiyon oldu diyorlar. İki büyük yaratma çabasındaki spor medyamız Barcelona ve Real Madrid formsuzken aradan sıyrılan Valencia muamelesi yapıyor bize. Çok umrumda değil de şu takım 40 civarı puanla ne zaman devre arasına lider girecek. En son 2003-2004 sezonunda buna şahit olduk, o sezonun da sonu ortada. Beşiktaş'ın kimseye bir şey kanıtlamaya ihtiyacı yok ama her daim yanında olmaya çalışan taraftarını üzmekten de usunması lazım artık. Geçen sene iki kupayı kaldırırken bile Beşiktaş Kanseri yakamızı bırakmadı. Bu sezon sonunda da aynısını yaşayabiliriz. Yine iki kupa ya da şampiyonluk bizim olabilir. Ama asıl sorun şöyle gümbür gümbür bir şampiyonumuz olamaması. Uzun zaman oldu Beşiktaş sahaya çıkarken koltuya yayılıp maç izlemeyeli. Yayılmaktan kastım aklımın değil, gönlümün Beşiktaş bu maçı alır demesi. Beşiktaş uzun zamandır bu havayı vermiyor bize. 100. yıldaki rahatlık yok. İnanç var, istek var ama bu hava yok. Bu da işte oynanan futbolla ilgili. İstatistikler de bunu dile getiriyor işte. %50lik bir galibiyet oranı nerdeyse maç başına 1 gol. Verem ola ola süren bir zirve mücadelesi.
Hayallerimde namağlup şampiyon olan Arsenal takımının organizasyonu var. İnanılmaz bir hücum organizasyonları vardı ama sadece hücum değil, savunma da üst kalitedeydi. Şiir gibi oynardı Arsenal. İşte bunu istiyorum. Şampiyon olmasak da olur. Şampiyonluk maçında 4 top direkten dönsün, rakip gelsin bir tane çaksın, gitsin şampiyonluk ama o toplar direkten dönsün arkadaş. Ben her saniye gol geliyor arkadaş, bizi yenemezler ancak biz yeniliriz havasında olayım. Şeref Bey'e gelen zirvedeki takımları net oyunlarla yenelim, 2-1 öne geçtikten sonra Anadolu takımları gibi geriye yaslanmayalım artık. O formayı kim giyerse giysin, o formayı kim yönlendiriyorsa yönlendirsin, Beşiktaş'ın ağırlığını rakibe hissettirsin artık!
İkinci devrede 4 topun direkten dönüşünü heyecanla izlemek nasip olur ve "zirveye oynayan takımları" yenerek şampiyon oluruz umarım...
Ne durumda olursa olsun HAYDİ SALDIR BEŞİKTAŞIM!

15 Aralık 2009 Salı

8 Numaralı Formasıyla, KAHVECİ... NİHAT!!!


Şu vuruş estetiğini -özellikle sol bacağın pozisyonu- kaç futbolcu sağlayabilir. Daha yerel konuşalım, şu şekilde bir vuruşu Avrupa Şampiyonası maçlarından birinde yapabilecek Nihat'dan sonra başka milli futbolcu söyleyebilir misiniz? Benim görüşüme göre koskocaman hayır.
İşte bizim medyamız bu adama yükleniyor. Neymiş Nihat bitmiş. Hadi canım. Tugay'dan ve Nihat'dan başka uluslararası oyuncumuz var mı acaba. Kaç Türk futbolcu Avrupa'da onlar kadar başarılı oldu.
La Liga 2002-2003 nerdeyse gol kralı oluyordu attığı 23 golle, Kovacevic ile Sociedad'ı az kaldı şampiyon yapacaklardı. 2007-2008 sezonunda Villareal Real'in ardından ikinci olurken Messi, Eto'o, Ronaldinho onun kadar gol atamıyordu. Tam 18 gol atmıştı Nihat.
Şimdi evine döndü ve emin olun oynayacak çok güzel oyunları atacak çok golleri var. İkinci yarı eminim ki "Kahveci" anonsuna "Nihat" karşılığı çok verilecek.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Gitti Yine 5 Sene...


Dünyanın,

En tarifsiz... yok bu sevdanın bir tarifi...
En ızdıraplı... gelecekse tüm acılar biz hazırız senden gelsin...
En tutkulu... cehennemde ateşinle kavur bizi karakartal...
En korkusuz... korkutmaz bizleri musalla taşı...
En vazgeçilmez... bu sevda bitmez hasret bitmez...
En yaratıcı... söz bizde beste bizde taklit yok bizde...
En hasret kokan... şampiyonluk hasretiyle çok çile çektik...
En temiz... yalanmış anladım başka sevgiler...

Aşkının sebebi...

Manchester United 0 - 1 BEŞİKTAŞIMIZ

Yeter bu kadar!

22 Kasım 2009 Pazar

Ağız İshalinin Niye İlacı Yok?

"Taraftarlarımız bu ucuz işleri bıraksınlar. Olmaması gerekiyor. Başkanımız herşeyini veriyor. O yüzden sahip çıkalım. Çocuğu hasta olduğu için gelemedi. Ama başkanın ruhu buradaydı. Onun sayesinde oldu. Taraftarlarımız akıllarını başlarına alsınlar. Bu takım geçen sezon 2 kupayı aldı. Bunu unutmasınlar."

Şeref Yalçın demiş bu lafları. Domuz gribinin bile aşısı var korunmak için, Y1D1 ve ağız ishali olanlar için bir korunma formulü bulamadık. Bu adamlar bizim renklere vurulduğumuzu, kupaya endeksli bir tutku yaşamadığımızı anlamıyor, almıyor beyinleri!

Yok Artık!


Tottenham 9 tane atmış Wigan'a. Defoe abimiz de 5 tane atmış. Resim de gollerden biri. İlginç olan ise devre arasına 1-0 girilmesi. Ne olduysa 53-70 arası olmuş. Ayıp etmiş Tottenham. Ama işte İngilizler, acıma yok.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Ne Yazılacak Ki Şimdi...:)

Neyden bahsedeceğiz bilmiyorum ki,

İbrahim Üzülmez'in çılgın atmasından mı? Hele o üçüncü goldeki hareketler neydi.
Colin Kazım'a çakılmış tıpadan mı bahsetsek acaba?
Şu an Ntv'de kuduran Rıdvan Dilmen'den de bahsedebiliriz.
Maç öncesi bık bık öten Fenerbahçe tarafı da konuşulabilir.
4. golü atmamak için direnen futbolcularımız da ayrı bir konu olabilir.
Unutmadan oleylerden sonra gelen, dalga geçer gibi atılan gol de uzun uzadıya dillendirilebilir.


Ama onu bunu bırakın da çok gülüyorum şu an, keyfini yaşayacağım, dolsun bardaklar...

20 Kasım 2009 Cuma

Ah Be Henry

Uzun zamandır yazmıyordum malzeme çok var. Favori futbolcularımdan Thierry Henry üzdü beni. Beklemezdim ondan böyle bir şey. Yaptığı ortada, yaptığı açıklama da ortada. Hiç yakışmadı. Dünya Kupasında son bir kez daha oynamak için yapılmayacak bir tutumda bulundu. Üstadı Zidane Dünya Kupası finalinde onuru için ne yapmıştı, belki yanlıştı ama kartı görüp soyunma odasına giderken kupaya göz ucuyla bile bakmaması onun gururlu karakterini çok güzel gösterdi bize. Bir de adelet için maç bir daha oynansın demiş Henry. Hiç konuşmasaydı keşke. Yaptın bir konuşma bari Tanrı'nın Eli gibi zeka kokan bir açıklama olsaydı...

Kazım...

"its a bit of a miserable day in istanbul but the count down starts till we smash 8jk!"

Gereksiz bir adamdan gereksiz bir laf. En son Bülent Uygun böyle bık bık ötüyordu, şimdi nerde acaba?
Ben 85'liyim. Beşiktaş'ın her kuşağa hitap eden bir Fenerbahçe maçı var. Benim kuşağıma efsane 3-4'lü maç hitap ediyor. Bizden önceki kuşağa ise gazetelere 5 yapan Fenerbahçe teknik direktörünün mekanında Fenerbahçe'yi 5'lemek hitap ediyor. Tarih bu bazen böyle tıpa yapar adama, belli olmaz... Kısmet.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Kendin Ettin Kendin Buldun

Demirören çıldırmış şeref tribününde. Şu resme bakın. Efsane Beşiktaş'ın büyük başkanının makamındaki haline bakın. Zoruna gitmiş galiba bazı şeyler. Hem de çok. Onu buna el sallıyor. İşaret parmağını sallıyor. Anlamıştır çektiğimiz çileyi. Biz senelerdir bu durumdayız. Sinirden çıldırıyoruz. O kadar çok zorumuza giden şeyler var ki. O makam küfürü haketmiyor, Beşiktaş Başkanı kim olursa olsun küfür edilmemeli ama bu adam kendi zorla bu anı bekledi sanki. Çünkü beyfendi içinde küfür olmadan küfürden daha beter şeyler söyledi Beşiktaşımıza yaptığı davranışlarla. Tüketti bizi, takımı, camiayı ve tabi ki kendini. Git artık Demirören Şirketler Grubunun başına, bırak bizi bize.

Maça gelince, yazacak bir şey yok aslında. İlk golü yedik ve işte orda bitti maç. Golden sonra bir an bile "işte şimdi gol geliyor" diyemedim. Beşiktaş'ın ne gol atacak gücü ne de heyecanı vardı. Geçmiş olsun bir şampiyonlar ligi sezonu da böyle hüsranla bitti...

3 Kasım 2009 Salı

Beşiktaş - VfL Wolfsburg

Niye Mustafa Denizli'nin resmini koydum. Geçen seneki kahinliği baya tuttu. Bu sene de başladı konuşmaya. Bu maç ve CSKA maçını almayı kafasına iyice koydu. Gol atabilme yeteneğimize kavuşabilsek bu maç için İnönü'den çıkamazlar diyeceğim ama malesef diyemiyorum. Kazanırsak 1-0 kazanırız gibi geliyor. Alıştık zaten buna da. Son dakikalar diken üstünde...
Wolfsburg'da en çok Dzeko'dan korkuyorum o uzun boyuyla çok tehlikeli. En olmaz topa bile vuruyor ve bir Beşiktaşlı olarak olmadık golleri çok gördük avrupa'da. Burda elimiz Ferrari ve Sivok'un formuna tutunuyor.
Yani bu maç gol yememek lazım. Yersek, hele bir de ilk golü yersek çıkarmak çok zor olur. Şöyle 50-60 gibi golü atsak maçın sonu gelir gibi. İlk maçta da gördük tipik Alman takımı gibi değil Wolfsburg. Önceki maçta özellikle kırmızı karttan sonra nerdeyse 3 puan alabilirdik. Olumlu ve olumsuz yönleri sıralarsak;

+İnönü atmosferi
+Sivok ve Ferrari'nin formu
+Denizli'nin kahinliği.

-Dzeko
-Kontraatak
-Avrupa'da kazanılması gereken maçın hüsran olması
-Formsuz hücum hattı.

Son söz; Haydi Bastır BEŞİKTAŞ!!!!

27 Ekim 2009 Salı

Terbiyesizlik!

Tek kelime ile terbiyesizlik! O kutsal formayı böyle bir obje haline getirmişler! Söylenecek söz yok.

16 Ekim 2009 Cuma

Football Manager 2010



Sabahlamaların mimarının bu seneki versiyon demo olarak da olsa piyasaya çıktı. CM3'den beri her yeni sezonda bu oyun heyecanlandırıyor beni. Hemen indirilip köşeği bucağı irdelenmeye başlandı. SI Games yine yapacağını yaptı diyorum, bizi yine ekrana kitliyor. Yeni sezon hayırlı olsun artık.

İlk hata ise kalecilerde, Orkun Uşak'ın Barcelona'da işi ne?

15 Ekim 2009 Perşembe

Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım

Çarşı artık takıma dönüyoruz demiş. Hani bir beste vardı, kavgada bile takmıyoruz geri vitese diye bir mısrası vardı. Peki bu açıklama ne, geri vites değil mi? Cevap o kadar belli ki. Olmadı bu hiç olmadı. Tutanacak dal bırakmıyorlar. Tek tesellimiz zaman durdurulamıyor, Beşiktaş'a her yönden zarar verilebiliyor ama zamana hiçbir şey yapamıyorlar.

Ne ağlarsın benim zülfü siyahım
Bu da gelir bu da geçer ağlama
Göklere erişti feryadım ahım
Bu da gelir bu da geçer ağlama

Bir gülün çevresi dikendir, hardır
Bülbül gül elinden ah ile zardır
Ne de olsa kışın sonu bahardır
Bu da gelir bu da geçer ağlama...

13 Ekim 2009 Salı

Hikmet Abi Formülü


Yine bir seçim öncesi, yine adı geçiyor. İçimden aday olmaz diyordum. Büyük ihtimal de olmayacakmış. Sanırım bu ülkede her kesim tarafından sevilen siyasetçilerden, bürokratlardan biridir ki bu bizim ülkemizde gerçekleşmesi zor bir hissiyat birliği. Beşiktaş'ın seçim dönemlerinde de, zamanında uzlaşma gereken durumlarda nasıl Türkiye siyasi hayatında "Hikmet Abi Formülü" devreye girdiyse, devreye girmeye başladı, en azından lafı ediliyor. Her seferinde Hikmet Çetin İstanbul'a gelir, "camianın önde gelenleri" ile görüşür ve bunlar Hikmet Çetin'i destekler ama nihayetinde aday olmaz ve biz de başka formüllere bakarız. Şimdi de bu tip bir durum hasıl oldu. Aday olsa mıydı sorusunun bendeki cevabı, olsundur. Yöneticiliğine kimsenin diyecek lafı yoktur. Şimdi diyebilirler Beşiktaş'ın başkanı zengin olmalıdır. Zenginleri de gördük. Hem anlayamadığım bir diğer konu, "şirket" olan bir spor kulubü, borsaya açık, her türlü denetime açık, keyfi olarak kasasına nasıl para girer, bunun vergi düzenlemelerinde, şirketlerin mali hukukunda nasıl bir yeri var merak etmişimdir. Yani adamın biri gelip kulube milyon dolarlar veriyor ve hiçbir kurum, bu para neyin nesi, nerden aldın, vergisi mergisi nerde bunun, demiyor mu? Neyse bu başka bir konu. Demek istediğim parayla kulüp yönetilmiyor, önemli olan Türkiye'nin en önemli markalarından biri olan Beşiktaş'ı yönetmek. Baba Demirören oğlunun marka yönetmedeki zaafını gördüğünden midir nedir, Demirören Grubuna bir zeval gelmesin diye sanırım, başımıza musallat etti bu adamı. Yine dağılıyor. İşin özü yönetim kabiliyeti eşsiz olan biri bu işi götürebilir. Bu da Hikmet Çetin de fazlasıyla var. Bence onu benim gönlümde öne çıkaran en başta da dediğim her kesim tarafından sevilen, saygı duyulan bir kişi olması. Ben artık Beşiktaş başkanına adıyla soyadıyla hitap edilmesini istiyorum. Her ne kadar sevmesem de, birinin gelip "sizin tüpçü de gitmedi gitti" demesi hoşuma gitmiyor. O koltuğa oturan adamın, bir ağırlığı olmalı ona laf edecek kişi ilk önce destur demeli. Demirören ve onun gibi bir adamda bu yok malesef. Onun için Hikmet Çetin ve onun benzeri adamlar istiyor kalbim ve aklım. Hikmet Çetin öne çıktığı için onun adı geçiyor bu yazıda varsa burada söz konusu olan özelliklere nail başka biri, o da olabilir ama hani dedim, Beşiktaş Başkanına elin adamı gelip iki laf edecekse, ön iliklesin bir destur alsın...

12 Ekim 2009 Pazartesi

1 Ekim 2009 Perşembe

CSKA Moskova - Beşiktaş


Takım kötü, skor kötü, gidişat kötü. En kötüsü ise bunların düzelme ışığını göremiyoruz hiçbir şekilde. Ben mi karamsarım bilmiyorum. Askerlikten dolayı çok yoğunlaşamadım takıma. Ama Mayıs'dan sonra ne oldu bu takıma bu kadar. Nasıl bu hale geldi anlamıyorum. 5 maç 0 gol. Son dakika gol attık, her ne kadar İlker Yasin saymasa da, bu takım 600 dakikadır gol atamıyordu nerdeyse. Şu oynadığımız maça bakıyorum, çıkarın saha kenarındaki reklamları, uefa, şampiyonlar ligi logolarını sanki sezon öncesi dostluk maçı. Aklıma getirmek istemiyorum ama bu takım bir sıfır çekme yaşayabilir. İşte bunun hiçbir kabulu, açıklaması olamaz bizim gözümüzde. Mustafa Denizli hırslı gözüküyor bambaşka bir Beşiktaş gelecek diyor ama tren gidiyor biz dururken, koşarak nasıl yetişeceğiz trene bakalım...

İlker Yasin'e de laf etmeden olmaz. Bırak artık be. Git evine viskini yudumla. O nasıl bir maç anlatımıdır. 2 dakika dinlemek insanın üstüne karabasanlar getiriyor. Ne bir heyecan var sesinde ne de şampiyonlar ligi maçı anlatır havası. Sanki cenazede beyefendi. Yeter anlatma ne Beşiktaş'ın ne de başka bir takımın maçını, sadece izle ama sonunda yorum bile yapma, izle ve sus.