Hani Dolmabahçe'de Yürürken... Burda Konu Hayattır... Çünkü Aslolan Hayattır ve Hayat Da Beşiktaş'tır!
21 Şubat 2011 Pazartesi
İhanet
EkşiBeşiktaş'da jokond hislerimizin tercümanı olmuş. Fevzi'nin yediği gol kızamadım. Valerenga maçı kızamadım. Ama sen bizi, Beşiktaşımı, ekmek yediğin yere bile bile ihanet ettin. Git Ferrari. Başımızın tacı yaptık seni şimdi görmek bile istemiyoruz. Sorun kaçan maç değil. 2-2 olup bir mucize yaşayıp o maç dönebilirdi de. Ama bu senin yaptığın ihaneti asla affettirmiyor gözümüzde. Sen o formayı her sırtına geçirdiğinde bu gelecek aklımıza. Nereye gidersen git hep o dirsek hatıralarımızda artık. Alpay'ın kutsalımızı yere atması gibi, Tümer'in "O takım" demesi gibi. Git Ferrari git!
18 Şubat 2011 Cuma
Ölmeye Gelmedik Mi?
Kiev maçına siz ölmeye gelmediniz mi? Facebook sayfalarınızda kanka süper tezahürat diye paylaşıyorsunuz ya Beşiktaş seninle ölmeye geldik formanda ter olmaya geldik diye. İsmail'i, Hakan'ı ve diğerlerini ıslıklamak mıdır formada ter olmak. Nasıl bir ruh halidir bu. Maç esnasında futbolcuyu ıslıklamanın bana biri gelsin mantıklı yanını açıklasın. Futbolcuyu protesto edeceğim diye takıma zarar verdiğini düşünmüyor mu bu adamlar. Gerçekten çok yazık!
Schuster'e bir daha hak verdim. Beğenmeyen gelmesin evinde izlesin diyor adam. Sonuna kadar haklı. Gelmeyin kardeşim, sana ihtiyacı yok Beşiktaşımın. Utanmadan çıkıp arkadaş ortamlarında, biz şampiyonlukları değil renkleri seviyoruz da diyorsunuzdur. Sevinmek için sevmedik zaten demirbaş bir laf oldu artık. Hani ne oldu 4 gol takım tutkunu bir anda sildi attı mı? Ama bunları yapanlar ayda bir kere maça gelenler. Ha büyük maç var hemen bilet alalım diyenler. Pazar günü de olumsuz bir sonuç olursa yıkarlar artık o stadı.
Hani Beşiktaş her şeyimizdi. Valerenga maçından sonra çıkmadı mı bu slogan. Ne değişti o günlerden bu yana. Neden böyle sıradanlaştık. İki tane yıldız görünce aklımıza başka renklerin davranışları mı geldi yoksa. Beşiktaş taraftarı bu değil, bu olmamalı, bugün ekşide okudum ordan alıntılıyorum, gerçek Beşiktaş taraftarı bu takım sokakta oynasa bile kaldırıma çıkıp destekleyendir.
Beşiktaş bizim çocuğumuza mirasımız. Şimdi onu kollama zamanıdır. Elin adamlarına yem etme zamanı değil. Rijkard'ı gönderenler şimdi bizim dayıya dayandı farkında değil misiniz. Guti alkollü yakalanma olayında ne kadar medyada yer aldı bir bakın. Bir de Bilica'ya bakın, adam ezdi geçti kaçınız hatırlıyor. Schuster'in her yaptığı olay, her dediği manşet. Neden çünkü bu taraflı, çirkef medyaya eyvallah'ı yok adamın. Aynı Lucescu gibi, aynı Del Bosque gibi. Bunlar kafanıza dank ettirdi mi bazı şeyleri.
Türkiye'nin Barcelona'sı olacağız derdinkiler, bu kolay olmuyor. Barcelona senelerdir bu tarlayı sürüyor. Artık bitsin bu bir senede çöpe atma olayı. Futbolda, hala en önemli başarı sırrının felsefe ve istikrar olduğunu o kas kafasına sokamayan beyinler bunu anlayın artık. Kendine malzeme çıkarma derdinkilere yem etmeyin bu takımı!
Hiçbir şeyden anlamıyorsanız ya da size kar etmiyorsa. 2005 şampiyonlar ligi finalinin ikinci yarı başlangıcını izleyin. Bizim ses çıkmıyor dediğimiz stadyumda takımını gerçekten seven, her daim yanında olan taraftarın nasıl bir desibelle 3-0'lık bir hezimetten geri gelip dünya futbol tarhinin en destansı maçlarından birini yaşattığını görün. Belki o zaman anlarsınız, taraftar olmak nedir, takımının yanında olmak nedir!
Schuster'e bir daha hak verdim. Beğenmeyen gelmesin evinde izlesin diyor adam. Sonuna kadar haklı. Gelmeyin kardeşim, sana ihtiyacı yok Beşiktaşımın. Utanmadan çıkıp arkadaş ortamlarında, biz şampiyonlukları değil renkleri seviyoruz da diyorsunuzdur. Sevinmek için sevmedik zaten demirbaş bir laf oldu artık. Hani ne oldu 4 gol takım tutkunu bir anda sildi attı mı? Ama bunları yapanlar ayda bir kere maça gelenler. Ha büyük maç var hemen bilet alalım diyenler. Pazar günü de olumsuz bir sonuç olursa yıkarlar artık o stadı.
Hani Beşiktaş her şeyimizdi. Valerenga maçından sonra çıkmadı mı bu slogan. Ne değişti o günlerden bu yana. Neden böyle sıradanlaştık. İki tane yıldız görünce aklımıza başka renklerin davranışları mı geldi yoksa. Beşiktaş taraftarı bu değil, bu olmamalı, bugün ekşide okudum ordan alıntılıyorum, gerçek Beşiktaş taraftarı bu takım sokakta oynasa bile kaldırıma çıkıp destekleyendir.
Beşiktaş bizim çocuğumuza mirasımız. Şimdi onu kollama zamanıdır. Elin adamlarına yem etme zamanı değil. Rijkard'ı gönderenler şimdi bizim dayıya dayandı farkında değil misiniz. Guti alkollü yakalanma olayında ne kadar medyada yer aldı bir bakın. Bir de Bilica'ya bakın, adam ezdi geçti kaçınız hatırlıyor. Schuster'in her yaptığı olay, her dediği manşet. Neden çünkü bu taraflı, çirkef medyaya eyvallah'ı yok adamın. Aynı Lucescu gibi, aynı Del Bosque gibi. Bunlar kafanıza dank ettirdi mi bazı şeyleri.
Türkiye'nin Barcelona'sı olacağız derdinkiler, bu kolay olmuyor. Barcelona senelerdir bu tarlayı sürüyor. Artık bitsin bu bir senede çöpe atma olayı. Futbolda, hala en önemli başarı sırrının felsefe ve istikrar olduğunu o kas kafasına sokamayan beyinler bunu anlayın artık. Kendine malzeme çıkarma derdinkilere yem etmeyin bu takımı!
Hiçbir şeyden anlamıyorsanız ya da size kar etmiyorsa. 2005 şampiyonlar ligi finalinin ikinci yarı başlangıcını izleyin. Bizim ses çıkmıyor dediğimiz stadyumda takımını gerçekten seven, her daim yanında olan taraftarın nasıl bir desibelle 3-0'lık bir hezimetten geri gelip dünya futbol tarhinin en destansı maçlarından birini yaşattığını görün. Belki o zaman anlarsınız, taraftar olmak nedir, takımının yanında olmak nedir!
Etiketler:
Bernd Schuster,
Beşiktaş,
Beşiktaş Taraftarı
15 Şubat 2011 Salı
Elveda Beşiktaşım'ın Yiğidi
14 Şubat 2011 Pazartesi
9
2 Şubat 2011 Çarşamba
Sergen Yalçın

Küçükken benim için görüp görebileceğim en büyük futbolcuydu. Babam hayrandı, her maçını izleyişinde ulan it oğlu it ne güzel oynuyor be derdi ama yanına eklemeden de duramazdı Yusuf Tunaoğlu'dan asla daha iyi olmadığını. Sanırım kuşak çatışmaları da Beşiktaş üzerinde böyle vuku buluyor.
Dünyada hiçbir futbolcuyu izlerken Sergen'i izlerken yaşadığım heyecanı yaşamadım. Bu etki hala da geçerli. En sevdiğim futbolcu mu? Hiçbir zaman olmadı ama her zaman beni en çok heyecanladıran futbolcu oldu. Messi, R9, Zidane aklınıza kim geliyorsa bu karşılaştırmada yenilecektir benim için. Hele Beşiktaşım'dan gittiği gün. İçime oturmuştu koca bir taş. Ah bir de o diğer iki malum formayı giymesi yok mu. Ama yine de kıyamamıştım Sergen'e. 100. yılda tekrar bana geldiği gün sanki hiç gitmemiş gibiydi. Zamanında yaşattığı heyecan yine fışkırmıştı içimde. Ve o heyecan boşa çıkmamıştı, çünkü o bize söz vermiş ve sözünü tutmuştu.
Dk. 90'da Kadıköy'de örümcek ağlarını temizleyişi hala birçok Beşiktaşlı için yüzyılın en güzel frikik golü. Altay'a üst direğe vurdurarak attığı o enfes gol, hangi Beşiktaşlı unutabilir. Adana'ya yatarak attığı gol, unutabildiniz mi? Futbol akademilerinde ders olarak okutulabilecek Rize'ye attığı o müthiş gol. Chelsea'yi tek başına devirişi.
Efsane olmuş maç sonu açıklamaları. Örümcek ağlarını aldıktan sonra daha teri soğumadan, hiçbir zaman eksilmeyen o güveni ve ukalalığı ile yıldız futbolcuların böyle anlarda ortaya çıkışını anlatan ifadeleri, 3-4'lük efsane maçta Fenerbahçe'ye verdiği o inanılmaz ayar. Londra'da oyundan çıkarken o müthiş, hakemi umursamaz tavırlarıyla anlattıkları. Hiçbiri unutulmayacak.
Ve gelelim şimdiye. Son zamanlarda o kadar damarımıza basar oldu ki artık isyan etti çok seven taraftar bile. Ağzından kan damlar oldu. O damlattıkça bizim canımız yandı. Bize şampiyonluk sözleri veren adam, sözleriyle zarar verir oldu. Her fırsat eline geçtiğinde eleştirebilecek bir şeyler buldu. Zamanında Bayern'i umursamayan adam gözümüzde Guti'nin yanında eziliyormuş hissiyatıyla Beşiktaş'a saldıran birine döndü. Halbuki gönlümüzdeki Sergen olarak kalsaydı yine başımızın tacı olacaktı. Ama bunu seçmedi.
Şimdi ise şampiyon kadronun imzalarıyla süslü 10 numaralı formasıyla dolabımda saklı duruyor. Hala O'nun kadar heyecanlandıranı gelmedi, belki de gelmeyecek ama kalplerden silindi gitti artık...
Kocaman Güneş
Ve Ocak Biter
2011'in ilk ayını bitirdik, peki neler oldu...
* Q7 ve çetesi vizyona girdi.
* Haz. Guti mest etmeye devam etti.
* 17/17 lafları ortada dolaşmaya başladı.
* Sivok geri döndü.
* Buca maçındaki umutlarımızı yeşerten 5 gollü galibiyet.
* Trabzonspor maçında 45dk'lık futbol resitali.
* Buca ölçü değil, Trabzon eksik.
* Tabata kanseri sona erdi.
* Şeref Bey için yıkım izni çıktı.
* 17/17 hayalleri çabuk sona erdi.
* Gülümüz soldu.
* Yıllar sonra işte kalecimizi bulduk dedik, şimdi 2 aylık bir ayrılık girdi aramıza.
Kısacası her şeyden yine hissettirdi Beşiktaşımız sağolsun. Hüznü ve sevinci, sıkıntıyı ve zevki, hayalkırıklıklarını ve bitmeyen umudumuzu.
* Q7 ve çetesi vizyona girdi.
* Haz. Guti mest etmeye devam etti.
* 17/17 lafları ortada dolaşmaya başladı.
* Sivok geri döndü.
* Buca maçındaki umutlarımızı yeşerten 5 gollü galibiyet.
* Trabzonspor maçında 45dk'lık futbol resitali.
* Buca ölçü değil, Trabzon eksik.
* Tabata kanseri sona erdi.
* Şeref Bey için yıkım izni çıktı.
* 17/17 hayalleri çabuk sona erdi.
* Gülümüz soldu.
* Yıllar sonra işte kalecimizi bulduk dedik, şimdi 2 aylık bir ayrılık girdi aramıza.
Kısacası her şeyden yine hissettirdi Beşiktaşımız sağolsun. Hüznü ve sevinci, sıkıntıyı ve zevki, hayalkırıklıklarını ve bitmeyen umudumuzu.
24 Ocak 2011 Pazartesi
Siyah Şemsiyeler

Katilleri sırf Uğur Mumcu'yla aynı zihniyeti paylaşıyor diye katlinden 8 sene sonra aslında bir daha katlettiler O'nu. O kara listelerine birini daha eklediler. UĞUR MUMCU VE GAFFAR OKKAN...
2010'da şunları yazmıştım. Her 24 Ocak'da olduğu gibi yine aklımda siyah şemsiyeler...
"Uğur Mumcu denince benim ilk aklıma gelen, siyah şemsiyeler. Küçüktüm ben öldürüldüğü zaman. Tanımıyordum, bilmiyordum hakkında bir şey. Hatırladıklarım siyah şemsiyeler, son yolculuğunda onu yalnız bırakmayan sayısız insan, naaşının üzerine atılan karanfiller. Paramparça aracının yanına bembeyaz karların üzerine dikilen beyaz mumlar, bırakılan karanfiller. İşte bu kadar O'na dair hatırladıklarım. Ne Sakıncalı Piyade bilirdim ne bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamayacağını ne de vurulduk ey halkımın ne demek olduğunu. Hatta meraktan evdeki Sakıncalı Piyade kitabını almıştım elime de pek bir şey anlayamamıştım. Anlamak için biraz büyümem gerekiyordu sanırım. Annem cenazesini izlerken ağlıyordu. Babam isyan ediyordu. Yıllar geçti teknoloji gelişti, benim gözüm açıldı eski yazılarını okudum, açık oturumlardaki o eşsiz performanslarını izledim. Sonra babamın seneler önceki isyanının aynısını ben dile getirdim.
Geçen 17 sene. Ne oldu? Ne kadar bazı suçlular bulunsa da hala "hainleri" meçhuldur! Ben O'nun hakkında ne yazsam boş, kendini yine en güzel O anlatmıştı...
"Ben Atatürkçüyüm. Ben cumhuriyetçiyim. Ben laikim. Ben anti-emperyalistim. Ben bağımsız Türkiye'den yanayım. Ben özgürlükçüyüm.Ben insan hakları savunucusuyum. Ben terörün karşısındayım. Ben yobazların,vurguncuların, çıkarcıların, düşmanıyım. Öyleyse vurun, parçalayın! Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar doğacaktır."
Her parçamdan benim gibiler doğacak demiş. Peki doğdu mu? "Hepimiz Uğur Mumcu" olabildik mi? Olamadık, olmadık!"
Etiketler:
24 Ocak,
Gaffar Okkan,
Uğur Mumcu
19 Ocak 2011 Çarşamba
Adalet Aranıyor 4 Yıldır!
12 Ocak 2011 Çarşamba
Elveda Ali Sami Yen
Guti Reyis!

O eşsiz yeteneğine, yüzyılın belki de en zeki 3-4 futbolcusundan biri olan Zidane'nın bile öve öve bitiremediği inanılmaz futbol zekana baktıkça, kendimi çıldırıp duvarlara vurasım geliyor. Lan çocuk gibi olduk senin yüzünden, seni izlerken nasıl sevinceğimizi, elimiz kolumuzu nereye koyacağımızı şaşırıyoruz.
Not: Manisa maçının ilk yarısının etkisi..
6 Ocak 2011 Perşembe
Ve 2011 Başlar...
- Simao Sabrosa
- Hugo Almeida
- Manuel Fernandes
- Muhammed Demirci A Takım'da
- Ergin Ataman Geri Döndü
- 2003 Yılı Giunti ve Şampiyonluk, 2009 Yılı Alman Ernst ve Şampiyonluk, 2011 Yılı Fernandes ve...
Mayıs ayında üç noktayı diğer yıllarda olduğu gibi tamamlamak dileğiyle.
Yeni Yılımız Mutlu Kutlu Olsun.
- Hugo Almeida
- Manuel Fernandes
- Muhammed Demirci A Takım'da
- Ergin Ataman Geri Döndü
- 2003 Yılı Giunti ve Şampiyonluk, 2009 Yılı Alman Ernst ve Şampiyonluk, 2011 Yılı Fernandes ve...
Mayıs ayında üç noktayı diğer yıllarda olduğu gibi tamamlamak dileğiyle.
Yeni Yılımız Mutlu Kutlu Olsun.
23 Aralık 2010 Perşembe
11 Aralık 2010 Cumartesi
Bir İdeoloji Değil, Suç!
Faşizm; asla bir ideoloji, dünya görüşü değil bir insanlık suçudur.
Geçen sene Diyarbakır'a yaptılar bu sene ağızlarından salyalar saçarak bize. Federasyon görmezden geldi, savcılar onlar uzun zamandır uykuda zaten. Peki ne mi oldu? Polis ihmalkarlığı sonucunda, 6-7 senedir tribün kültürleri Beşiktaşıma sövmek olan, tek idealleri Beşiktaş taraftarını nasıl tahrik ederim olan Bursalılar en vakitsiz zamanda Şeref Bey'e getirildi ve olması beklenenler oldu. Nihayet müthiş adalet sistemimiz devreye girdi ve 2 maç seyircisiz tarafsız sahada. HELAL OLSUN!
Şimdi bu cezalar verildiği için bir sonraki maçta Bursalılar ve biz kolkola olacağız. Yaptıkları faşist tezahurat mı onu da sanırım bizden başka kimse duymadı.
Geçen sene Diyarbakır'a yaptılar bu sene ağızlarından salyalar saçarak bize. Federasyon görmezden geldi, savcılar onlar uzun zamandır uykuda zaten. Peki ne mi oldu? Polis ihmalkarlığı sonucunda, 6-7 senedir tribün kültürleri Beşiktaşıma sövmek olan, tek idealleri Beşiktaş taraftarını nasıl tahrik ederim olan Bursalılar en vakitsiz zamanda Şeref Bey'e getirildi ve olması beklenenler oldu. Nihayet müthiş adalet sistemimiz devreye girdi ve 2 maç seyircisiz tarafsız sahada. HELAL OLSUN!
Şimdi bu cezalar verildiği için bir sonraki maçta Bursalılar ve biz kolkola olacağız. Yaptıkları faşist tezahurat mı onu da sanırım bizden başka kimse duymadı.
Etiketler:
Beşiktaş,
Beşiktaş Taraftarı,
Türkiye
8 Aralık 2010 Çarşamba
Kim Suçlu?
Küfreder misiniz ya da ilk kaç yaşında küfrettiniz?
Peki kavga ettiniz mi hiç?
Yaşı önemli değil etmişinizdir. İnsansınız sonuçta, sinirleneceksiniz, köpüreceksiniz. İnsan olmanın doğasıdır. En azından bir siktir çekmişinizdir. Kavga? O da olmuştur. Mahallede top oynarken bir omuz atılmıştır en ufağından.
Bu aralar gündem bunlar malumunuz. Sporda özellikle futbolda şiddet, küfür. Sokakda yürürken küfür duymayınız var mı? Akşam haberleri açın şiddet dışında haber var mı. Polis öğrenci dövdü, Taksiciler birbirini bıçakladı, kurbanın ailesi katili linç etti gibi. Peki stadyumlardaki şiddete gelince sanki orası ayrı bir yermiş gibi davranılıyor. Televizyonda gördüğünüz insanlardan ne farkı var stadyumlardaki insanların. Onlar şiddetin içinde yer alınca niye birden garip oluyor. Olay ne Beşiktaş ne Fener ne de Bursa olayı. Sorun daha büyük. Spor yasaları çıkacakmış. Holiganlar maça alınmayacakmış. Spor polisi olacakmış. Çözecek yani bunlar olayı. Hadi canım diyorum. Haftasonu İnönü'de olan olaylar stad dışında oldu di mi? Sen ordaki adamları, bıçak sopa taşıyanların hepsini tespit et, stada girişlerini engelle. Çözülücek mi sorun çıkmayacak mı kavga yine. Bizi yönetme derdindekiler dile getiremiyor ama asıl sorun özgürlük, kendini ifade sorunu. İnsanlar kendini öyle ifade ediyor. Birbirlerine saldırarak.
Çarşı 80'lerde kuruldu. Peki neden 80'lere denk geldi bu oluşum. 80 darbesine denk gelmesi tesadüf mü acaba. İnsanları fişlediler bu ülkede. Fikirlerini söylemesini engellediler. Hala da buna devam ediyorlar. İnsanların gazını almak için stadyumları gösterdiler. Sonra ne oldu tribün savaşları. Şimdiki durumun da sebebi bu. Bu ülkede bir çok insan sosyo-ekonomik sınıfından dolayı dışlanıyor, bu ülkede bir çok insan tipine bakılıp GBT sorgusuna tabi tutuluyor. Böyle bir toplum yaratıp, nasıl insanlardan sukunet beklersiniz. Adaletin olmadığı yerde hangi yasa düzen sağlayabilir. Sporda şiddet için yasa çıkar ama adalet yoksa o sopalar çıkmayacak mı tekrar gün yüzüne.
Senin basının her Bursa Beşiktaş maçları öncesi bak 2004 yılında da böyle olmuştu diye haber yaparak, insanların beyinlerine nefret tohumlara ekerse hangi yasa, hangi polis şiddeti önleyebilir.
Senin polisin elindeki gücü güvenlik için değil kendi hükümdarlığı için kullanırsa hangi adalet sistemi şiddeti önleyebilir.
Senin çıkardığın yasa eli yüzü düzgüne dakikada uygulanıp ama tipi yüzünden GBT sorgusuna tabi tutulan adama uygulanmıyorsa sen nasıl insanların aileleriyle maça gelmesini sağlayabilirsin.
Bu ülkenin kaderini tayin etme yetisine sahip olanlar sorunun sporda şiddet değil toplumda şiddet olduğunu anlamadan haftasonu yaşananlar daha çok yaşanır. Yine yasalar çıksın, yine özel polisler olsun ama aynı zamanda toplum için de bir şeyler yapılması gerekiyor. Elbet yine olay olacak, rakip takım sahaya çıkarken seyirciler yuhalayacak belki de küfredecek ama bu rakip olmanın doğasında var. Ne kadar büyük rakip olursan da ol şiddet hiçbir şekilde bunun içinde yok. Onun için ilk önce yöneticilerin kim suçlu demesi lazım, bizde de suç var demesi lazım. Kulüpler, taraftarlar bu sorunda zurnanın son deliği çünkü.
Peki kavga ettiniz mi hiç?
Yaşı önemli değil etmişinizdir. İnsansınız sonuçta, sinirleneceksiniz, köpüreceksiniz. İnsan olmanın doğasıdır. En azından bir siktir çekmişinizdir. Kavga? O da olmuştur. Mahallede top oynarken bir omuz atılmıştır en ufağından.
Bu aralar gündem bunlar malumunuz. Sporda özellikle futbolda şiddet, küfür. Sokakda yürürken küfür duymayınız var mı? Akşam haberleri açın şiddet dışında haber var mı. Polis öğrenci dövdü, Taksiciler birbirini bıçakladı, kurbanın ailesi katili linç etti gibi. Peki stadyumlardaki şiddete gelince sanki orası ayrı bir yermiş gibi davranılıyor. Televizyonda gördüğünüz insanlardan ne farkı var stadyumlardaki insanların. Onlar şiddetin içinde yer alınca niye birden garip oluyor. Olay ne Beşiktaş ne Fener ne de Bursa olayı. Sorun daha büyük. Spor yasaları çıkacakmış. Holiganlar maça alınmayacakmış. Spor polisi olacakmış. Çözecek yani bunlar olayı. Hadi canım diyorum. Haftasonu İnönü'de olan olaylar stad dışında oldu di mi? Sen ordaki adamları, bıçak sopa taşıyanların hepsini tespit et, stada girişlerini engelle. Çözülücek mi sorun çıkmayacak mı kavga yine. Bizi yönetme derdindekiler dile getiremiyor ama asıl sorun özgürlük, kendini ifade sorunu. İnsanlar kendini öyle ifade ediyor. Birbirlerine saldırarak.
Çarşı 80'lerde kuruldu. Peki neden 80'lere denk geldi bu oluşum. 80 darbesine denk gelmesi tesadüf mü acaba. İnsanları fişlediler bu ülkede. Fikirlerini söylemesini engellediler. Hala da buna devam ediyorlar. İnsanların gazını almak için stadyumları gösterdiler. Sonra ne oldu tribün savaşları. Şimdiki durumun da sebebi bu. Bu ülkede bir çok insan sosyo-ekonomik sınıfından dolayı dışlanıyor, bu ülkede bir çok insan tipine bakılıp GBT sorgusuna tabi tutuluyor. Böyle bir toplum yaratıp, nasıl insanlardan sukunet beklersiniz. Adaletin olmadığı yerde hangi yasa düzen sağlayabilir. Sporda şiddet için yasa çıkar ama adalet yoksa o sopalar çıkmayacak mı tekrar gün yüzüne.
Senin basının her Bursa Beşiktaş maçları öncesi bak 2004 yılında da böyle olmuştu diye haber yaparak, insanların beyinlerine nefret tohumlara ekerse hangi yasa, hangi polis şiddeti önleyebilir.
Senin polisin elindeki gücü güvenlik için değil kendi hükümdarlığı için kullanırsa hangi adalet sistemi şiddeti önleyebilir.
Senin çıkardığın yasa eli yüzü düzgüne dakikada uygulanıp ama tipi yüzünden GBT sorgusuna tabi tutulan adama uygulanmıyorsa sen nasıl insanların aileleriyle maça gelmesini sağlayabilirsin.
Bu ülkenin kaderini tayin etme yetisine sahip olanlar sorunun sporda şiddet değil toplumda şiddet olduğunu anlamadan haftasonu yaşananlar daha çok yaşanır. Yine yasalar çıksın, yine özel polisler olsun ama aynı zamanda toplum için de bir şeyler yapılması gerekiyor. Elbet yine olay olacak, rakip takım sahaya çıkarken seyirciler yuhalayacak belki de küfredecek ama bu rakip olmanın doğasında var. Ne kadar büyük rakip olursan da ol şiddet hiçbir şekilde bunun içinde yok. Onun için ilk önce yöneticilerin kim suçlu demesi lazım, bizde de suç var demesi lazım. Kulüpler, taraftarlar bu sorunda zurnanın son deliği çünkü.
30 Kasım 2010 Salı
10 Kasım 2010 Çarşamba
10 Kasım
...yaşıyor dört köşesinde vatanın
yaşıyor damar damar yüreklerde.
...altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,
mavi gözleri ışıl ışıl görüyorum...
yaşıyor damar damar yüreklerde.
...altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,
mavi gözleri ışıl ışıl görüyorum...
20 Ekim 2010 Çarşamba
Gönlümüz Beşiktaş...
Gönlümüzün Beşiktaş ama aklımızın malesef Beşiktaş demediği maçlardan biri geliyor. Beşiktaş - Porto.
Quaresma yok, Guti yok. Bu iki futbolcu Beşiktaş'ın her şeyi mi? Belki değil ama Sarı Melek'in oynatmaya çalıştığı sistemin iki kalesi. Schuster geldiğinden beri topu ayağında tutan, oyunu rakip sahaya yıkan, savunmayı önde kurup rakibi kendi sahasından rahat çıkartmamak üzerine dayalı bir oyun sisteminin peşinde. Şartlar ne olursa da olsun bundan vazgeçmiyor. Şu an taraftar da sonuna kadar arkasında. Uzun zaman olmuştu gol yedikten sonra, abi atarız bir tane elbet demeyeli. Ama işte bu hissiyatı veren sistemin iki sac ayağı malesef sakat. Yani topu ayağımızda tutan Guti, oyunu rakip sahaya yayan, hücum gücüyle rakibi kolay kolay sahasından ayrılmasına izin vermeyen Quaresma sakat.
İşte bu sebeblerden ötürü gönlümüz ile aklımız bir değil bu maç için. En azından benim için böyle. Quaresma'nın yerine kime koyarsak koyalım O'nun yerini asla dolduramayacak. Zaten kaç tane bu stilde futbolcu var ki, bizde bir de yedeği olsun. Guti ise, Ernst biraz biraz yapmaya çalışıyor, çakma Brezilyalı Tabata saç baş yoldurarak bazen Guti rolüne soyunuyor ama hiçbiri Guti etmiyor. Guti öyle bir adam ki, ceza sahasına derinlemesine attığı her pas öldürücü. Ceza sahasına yaklaştığı her an önündeki her futbolcuyu pozisyona sokabiliyor. Ernst? Tabata? Malesef ki hayır. Zidane'nin söylediğine dair bir laf var, Guti'den hızlı olabilirsiniz, daha yetenekli olabilirsiniz, daha iyi teknik kapasiteye sahip olabilirsiniz ama asla ondan daha zeki olamazsınız. Biz kafi seviyede Guti'nin zekasına ayak uyduracak bir komple bir takım olamadık ki Guti'nin tam manasıyla yerini doldurabilelim.
E peki ne olacak. İşte burda gönlüm devreye giriyor. Şeref Bey'de bir çok defa dünya devleri dize getirildi. Barcelon, Liverpool, Milan. Porto asla bunların ayarında değil. Neden yine redbull içmiş bünyeler gibi oynayan bir takım sahada olmasın.
Futbol mantığım işimiz çok zor diyor, ama Beşiktaş mantığım umudunu kesme diyor. Stadda olsak da olmasak da...
Gücüne güç katmaya geldik,
Formanda ter olmaya geldik...
Quaresma yok, Guti yok. Bu iki futbolcu Beşiktaş'ın her şeyi mi? Belki değil ama Sarı Melek'in oynatmaya çalıştığı sistemin iki kalesi. Schuster geldiğinden beri topu ayağında tutan, oyunu rakip sahaya yıkan, savunmayı önde kurup rakibi kendi sahasından rahat çıkartmamak üzerine dayalı bir oyun sisteminin peşinde. Şartlar ne olursa da olsun bundan vazgeçmiyor. Şu an taraftar da sonuna kadar arkasında. Uzun zaman olmuştu gol yedikten sonra, abi atarız bir tane elbet demeyeli. Ama işte bu hissiyatı veren sistemin iki sac ayağı malesef sakat. Yani topu ayağımızda tutan Guti, oyunu rakip sahaya yayan, hücum gücüyle rakibi kolay kolay sahasından ayrılmasına izin vermeyen Quaresma sakat.
İşte bu sebeblerden ötürü gönlümüz ile aklımız bir değil bu maç için. En azından benim için böyle. Quaresma'nın yerine kime koyarsak koyalım O'nun yerini asla dolduramayacak. Zaten kaç tane bu stilde futbolcu var ki, bizde bir de yedeği olsun. Guti ise, Ernst biraz biraz yapmaya çalışıyor, çakma Brezilyalı Tabata saç baş yoldurarak bazen Guti rolüne soyunuyor ama hiçbiri Guti etmiyor. Guti öyle bir adam ki, ceza sahasına derinlemesine attığı her pas öldürücü. Ceza sahasına yaklaştığı her an önündeki her futbolcuyu pozisyona sokabiliyor. Ernst? Tabata? Malesef ki hayır. Zidane'nin söylediğine dair bir laf var, Guti'den hızlı olabilirsiniz, daha yetenekli olabilirsiniz, daha iyi teknik kapasiteye sahip olabilirsiniz ama asla ondan daha zeki olamazsınız. Biz kafi seviyede Guti'nin zekasına ayak uyduracak bir komple bir takım olamadık ki Guti'nin tam manasıyla yerini doldurabilelim.
E peki ne olacak. İşte burda gönlüm devreye giriyor. Şeref Bey'de bir çok defa dünya devleri dize getirildi. Barcelon, Liverpool, Milan. Porto asla bunların ayarında değil. Neden yine redbull içmiş bünyeler gibi oynayan bir takım sahada olmasın.
Futbol mantığım işimiz çok zor diyor, ama Beşiktaş mantığım umudunu kesme diyor. Stadda olsak da olmasak da...
Gücüne güç katmaya geldik,
Formanda ter olmaya geldik...
Etiketler:
Beşiktaş,
Guti Haz,
Porto,
Ricardo Quaresma,
Uefa Avrupa Ligi
17 Ekim 2010 Pazar
Türk Futbolu
En güzel açıklamasını şuan tu kaka dediğimiz Gus Hiddink yapmıştır; ''biz dünya birincisi gibi konuşmayı seviyoruz." işte olay bundan ibaret. Türk futbolu diye bir ekol yoktur. Saman alevi derler ya işte öyledir türk futbolu. güzel bir hava, kaliteli bir jenerasyon yakalanırsa ancak Türk futbolu diye bir kavram çıkar. Hiddink'in dediği gibi kaf dağından inmemiz lazım. Eğer inmezsek 2002'de dünya kupası oynar bir daha yanından bile geçemeyiz. Euro 2000'ne gider 2004 yılında tv başında olur, 2008'de esen rüzgarla yarı final oynarız.
Lafı edilen türk futbolunda altyapı üstyapı hiçbiri yerine oturmamıştır. Senelerdir dillendirilen Galatasaray altyapısı Arda ve Emre'den başka kimi üst düzey olarak türk futboluna sunabildi, zamanında altyapısıyla efsane seneler yaşayan Beşiktaş seneler sonra Necip Uysal bayramı yaşıyor. Fenerbahçe'nin hali ortada, bir maç oynayan Okan Alkan yıldız ilan ediliyor. Trabzonspor 23 yaşındaki Mustafa Kumlu'yu geleceğin yıldızı diye ilan ediyor. Bursaspor'un üst düzey tek oyuncusunun milli takım kampında yeri bile yok malesef.
Ülkemizde futbolu yönetenler günü kurtarma hevesinde, eldeki jenerasyona dayanan adımlar atıyorlar. Sistem, hedef yok. Dünyada sadece bizde futbol oynanıyor zannediyorlar. Rakibimiz bile olamayacağı söylenen Belçika'da, Vincent Kompany, Eden Hazard, Marouane Fellaini, Axel Witsel, Romelu Lukaku bu genç beş adama avrupanın üst düzey takımları milyon dolarlar ödemeye hazır. Bizde kim var, son on yılda bu ayarda kaç oyunu çıkardık. Bedel olarak bunlara yaklaşabilecek Arda Turan dışında futbolcumuz var mı?
Temeli kurmadan inşaata başlayınca işte gün gelir azeri kardeşlerimiz böyle madara eder bizi. Sonra Almanya'yı evinde 3'lesen ne geçer eline. Ülkemiz futbolunda söz sahibi olanlar ilk önce buna el atmalı, kaf dağından inip ayakları yere basmalı. İstedikleri kadar endüstriyel futboldan marka değerlerinden bahsetsinler, futbol öyle bir oyun ki istediğin kadar para dök, 44 ayak ve bir topla oynanıyor. Marka değerini sunumlar değil, aslında bu ayaklar ve top yükseltiyor. Bizim ilk önce ayaklarımızı yetiştirmemiz lazım. Temelimizi sağlamlıştırıp katları çıkmamız lazım. sonra desinler ki Türkiye 2012'de yok ama bunu acısını 2014 Brezilya'da çıkarır.
Lafı edilen türk futbolunda altyapı üstyapı hiçbiri yerine oturmamıştır. Senelerdir dillendirilen Galatasaray altyapısı Arda ve Emre'den başka kimi üst düzey olarak türk futboluna sunabildi, zamanında altyapısıyla efsane seneler yaşayan Beşiktaş seneler sonra Necip Uysal bayramı yaşıyor. Fenerbahçe'nin hali ortada, bir maç oynayan Okan Alkan yıldız ilan ediliyor. Trabzonspor 23 yaşındaki Mustafa Kumlu'yu geleceğin yıldızı diye ilan ediyor. Bursaspor'un üst düzey tek oyuncusunun milli takım kampında yeri bile yok malesef.
Ülkemizde futbolu yönetenler günü kurtarma hevesinde, eldeki jenerasyona dayanan adımlar atıyorlar. Sistem, hedef yok. Dünyada sadece bizde futbol oynanıyor zannediyorlar. Rakibimiz bile olamayacağı söylenen Belçika'da, Vincent Kompany, Eden Hazard, Marouane Fellaini, Axel Witsel, Romelu Lukaku bu genç beş adama avrupanın üst düzey takımları milyon dolarlar ödemeye hazır. Bizde kim var, son on yılda bu ayarda kaç oyunu çıkardık. Bedel olarak bunlara yaklaşabilecek Arda Turan dışında futbolcumuz var mı?
Temeli kurmadan inşaata başlayınca işte gün gelir azeri kardeşlerimiz böyle madara eder bizi. Sonra Almanya'yı evinde 3'lesen ne geçer eline. Ülkemiz futbolunda söz sahibi olanlar ilk önce buna el atmalı, kaf dağından inip ayakları yere basmalı. İstedikleri kadar endüstriyel futboldan marka değerlerinden bahsetsinler, futbol öyle bir oyun ki istediğin kadar para dök, 44 ayak ve bir topla oynanıyor. Marka değerini sunumlar değil, aslında bu ayaklar ve top yükseltiyor. Bizim ilk önce ayaklarımızı yetiştirmemiz lazım. Temelimizi sağlamlıştırıp katları çıkmamız lazım. sonra desinler ki Türkiye 2012'de yok ama bunu acısını 2014 Brezilya'da çıkarır.
25 Eylül 2010 Cumartesi
Yeni Rakı
Yeni Rakı bu ülkede iki markaya ömür boyu sponsorluk sözleşmesi sunmalıydı. Biri malumunuz Beşiktaşım. Diğeri ise...
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük iki sesinden biri. Birgün geciktirsek de saygıyla anıyoruz...
24 Eylül 2010 Cuma
21 Eylül 2010 Salı
Bir Derbi Daha Geçti.
-Uzun zaman olmuştu kesin atarız bir tane tadında maç izlemeyeli.
-Televiyondan gücüne güç katmaya geldik haykırışlarını duymak ayrı bir hazdı.
-İbrahim Üzülmez'in mahalle serserisi tadında futbol oynayan Emre'yi yere yapıştırışıp, mahalleye yeni gelen delikanlının serseriyi aşağı indirdikten sonra serserinin o yenilmiş bakışını görmek aldın mu boyunun ölçüsünü dedirtti. Yiğidimin sağ bekteki performansı ise tek kelimeyle harika.
-Fabian Ernst? Gerçekten Üstün Alman Teknolojisi. Nefesine, ciğerine, yüreğine sağlık.
-Orta Sahada bir maestroyu görmeyi özlemiştik. Özgüven, lidierlik, zeka, teknik hepsi onda toplanmış. Saygılar Guti Haz.
-Cenk Gönen için bir daha dedim 1 numara onun diye. Oyuna girdi ve Alex'in sol ayağıyla 6 pastan vuruşunu yine o inanılmaz refleksiyle duman etti.
-Nihat Kahveci. Haydi be!
-Quaresma? Eminim o renkli stadda sırf seni izlemek için gelen renkliler vardı. Topuklarına sağlık.
-Beşiktaş Taraftarı. Metrobüs kısmı hariç içinde bulunmaktan gurur duyduğum güzel insanlar.
-Bilica, Emre gidin bu ligten, sizin gibi futbolcuların alayı gitsin. Futbolu futbol olmaktan çıkarıp kavgaya, itiş kakışa sürekleyen futbolculardan nefret ediyorum. Rakibine saygısı olmayan, tükürükler saçmadan derdini anlatamayan futbolculardan nefret ediyorum!
-Televiyondan gücüne güç katmaya geldik haykırışlarını duymak ayrı bir hazdı.
-İbrahim Üzülmez'in mahalle serserisi tadında futbol oynayan Emre'yi yere yapıştırışıp, mahalleye yeni gelen delikanlının serseriyi aşağı indirdikten sonra serserinin o yenilmiş bakışını görmek aldın mu boyunun ölçüsünü dedirtti. Yiğidimin sağ bekteki performansı ise tek kelimeyle harika.
-Fabian Ernst? Gerçekten Üstün Alman Teknolojisi. Nefesine, ciğerine, yüreğine sağlık.
-Orta Sahada bir maestroyu görmeyi özlemiştik. Özgüven, lidierlik, zeka, teknik hepsi onda toplanmış. Saygılar Guti Haz.
-Cenk Gönen için bir daha dedim 1 numara onun diye. Oyuna girdi ve Alex'in sol ayağıyla 6 pastan vuruşunu yine o inanılmaz refleksiyle duman etti.
-Nihat Kahveci. Haydi be!
-Quaresma? Eminim o renkli stadda sırf seni izlemek için gelen renkliler vardı. Topuklarına sağlık.
-Beşiktaş Taraftarı. Metrobüs kısmı hariç içinde bulunmaktan gurur duyduğum güzel insanlar.
-Bilica, Emre gidin bu ligten, sizin gibi futbolcuların alayı gitsin. Futbolu futbol olmaktan çıkarıp kavgaya, itiş kakışa sürekleyen futbolculardan nefret ediyorum. Rakibine saygısı olmayan, tükürükler saçmadan derdini anlatamayan futbolculardan nefret ediyorum!
Etiketler:
Beşiktaş,
Beşiktaş Taraftarı,
Fenerbahçe,
Süper Lig BJK
17 Eylül 2010 Cuma
Beşiktaş Yenilir!
Ercan Saatçi insanının gazetesi Fenerbahçe'nin bizi yenmesi için on neden açıklamış. Eyvallah sağolsun uğraşmışlar, güzel beyinlerini yormuşlar. Amma velakin ben durumlar tümüyle ters olsaydı nasıl olurdu bu nedenler diye düşündüm. Yani şimdiki Fenerbahçe biz, biz ise Fenerbahçe...
1.Fenerbahçe'nin derbilerdeki diğer iki büyüğe üstünlüğü.
-Beşiktaş'ın derbilerdeki üstünlüğü aşırı bir özgüven ve rehavet getirebilir. Bu yüzden Beşiktaş yenilir.
2.Cüneyt Çakır Beşiktaş'a ters geliyor.
-Cüneyt Çakır'ın Fenerbahçe'ye hep ters gelmesinden mütevellit, BJKli futbolcular zaten bu hakem bizden diyip türlü oyunlara girecekler ve maçı eksik tamamlama ihtimalleri artacak. Bu yüzden Beşiktaş yenilir.
3.Beşiktaş'ın her hangibir yenilgiyi telafi şansı var. Fenerbahçe ise kazanmak zorunda.
-Beşiktaşlı futbolcuların kazanma mecburiyeti onları gereksiz bir strese sokacak bu durum da performanslarını etkileyecek. Bu yüzden Beşiktaş yenilir.
4.Beşiktaş yorgun, Fenerbahçe bir haftadır bu maça hazırlanıyor.
-Fenerbahçe sezonu erken açtığı için rakiplerine oranla daha çabuk form tuttu. Formsuz Beşiktaş yenilir.
5.Schuster'in rotasyonu. Kadro istikrarsızlığı.
-Aykut Kocaman'ın Benitez vari rotasyonu bütün kadroyu hazır tutuyor. Kim oynarsa oynasın Beşiktaş yenilir.
6.Fenerbahçe'nin saha avantajı.
-Gergin derbi atmosferi tribünleri gerecek ve bu sahadaki Beşiktaşlı futbolculara tesir edecek. En ufak bir yanlış harekette tribünler sahaya inmeye başlayacak. Bu yüzden Beşiktaş yenilir.
7.Fbli yöneticilerin Samandıra ziyaretleri motivasyon arttırıyor.
-Bjkli yöneticilerin Nevzat Demir Tesislerinden çıkmaması Schuster'in hakimiyet alanına etki ediyor. Her yöneticiden çıkan ses kadro kurmakta teknik heyeti karışıklığa sürüklüyor. Bu sebeble Beşiktaş yenilir.
8.Schuster'in ilk derbisi.
-Aykut Kocaman çıkacağı bu ilk derbide ilk galibiyetini almak için bütün mesaisini bu maça harcıyor, türlü engellenemez taktikler deniyor. Beşiktaş'ın hiç şansı yok.
9.Fenerbahçeli futbolcuların bütün alacakları ödendi.
-Bütün alacakları yatan Beşiktaşlı futbolcular zamı almış memur gibi rehavete sürüklenecek. Fenerbahçe'ye direnemez bile.
10.Schuster'in riskli oyun sistemi.
-Aykut Kocaman'ın risk alan hücum futbolu rakip defanslara korku salıyor. Savunmaya santra çizgisine kadar çekmesi rakibi sahasına hapsetmesini sağlıyor. Bu yüzden Beşiktaş 5 golden aşağısını yemez.
1.Fenerbahçe'nin derbilerdeki diğer iki büyüğe üstünlüğü.
-Beşiktaş'ın derbilerdeki üstünlüğü aşırı bir özgüven ve rehavet getirebilir. Bu yüzden Beşiktaş yenilir.
2.Cüneyt Çakır Beşiktaş'a ters geliyor.
-Cüneyt Çakır'ın Fenerbahçe'ye hep ters gelmesinden mütevellit, BJKli futbolcular zaten bu hakem bizden diyip türlü oyunlara girecekler ve maçı eksik tamamlama ihtimalleri artacak. Bu yüzden Beşiktaş yenilir.
3.Beşiktaş'ın her hangibir yenilgiyi telafi şansı var. Fenerbahçe ise kazanmak zorunda.
-Beşiktaşlı futbolcuların kazanma mecburiyeti onları gereksiz bir strese sokacak bu durum da performanslarını etkileyecek. Bu yüzden Beşiktaş yenilir.
4.Beşiktaş yorgun, Fenerbahçe bir haftadır bu maça hazırlanıyor.
-Fenerbahçe sezonu erken açtığı için rakiplerine oranla daha çabuk form tuttu. Formsuz Beşiktaş yenilir.
5.Schuster'in rotasyonu. Kadro istikrarsızlığı.
-Aykut Kocaman'ın Benitez vari rotasyonu bütün kadroyu hazır tutuyor. Kim oynarsa oynasın Beşiktaş yenilir.
6.Fenerbahçe'nin saha avantajı.
-Gergin derbi atmosferi tribünleri gerecek ve bu sahadaki Beşiktaşlı futbolculara tesir edecek. En ufak bir yanlış harekette tribünler sahaya inmeye başlayacak. Bu yüzden Beşiktaş yenilir.
7.Fbli yöneticilerin Samandıra ziyaretleri motivasyon arttırıyor.
-Bjkli yöneticilerin Nevzat Demir Tesislerinden çıkmaması Schuster'in hakimiyet alanına etki ediyor. Her yöneticiden çıkan ses kadro kurmakta teknik heyeti karışıklığa sürüklüyor. Bu sebeble Beşiktaş yenilir.
8.Schuster'in ilk derbisi.
-Aykut Kocaman çıkacağı bu ilk derbide ilk galibiyetini almak için bütün mesaisini bu maça harcıyor, türlü engellenemez taktikler deniyor. Beşiktaş'ın hiç şansı yok.
9.Fenerbahçeli futbolcuların bütün alacakları ödendi.
-Bütün alacakları yatan Beşiktaşlı futbolcular zamı almış memur gibi rehavete sürüklenecek. Fenerbahçe'ye direnemez bile.
10.Schuster'in riskli oyun sistemi.
-Aykut Kocaman'ın risk alan hücum futbolu rakip defanslara korku salıyor. Savunmaya santra çizgisine kadar çekmesi rakibi sahasına hapsetmesini sağlıyor. Bu yüzden Beşiktaş 5 golden aşağısını yemez.
Etiketler:
Beşiktaş,
Fenerbahçe,
Süper Lig BJK
12 Eylül 2010 Pazar
Finaldeyiz...
...memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler...
Ey türk istikbalinin evlâdı! işte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Etiketler:
2010 Dünya Basketbol Şampiyonası,
Türkiye
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








